28 Ekim 2010 Perşembe

Bedeliza Uykuda

bedaliza uykuda

uyan bedaliza
uykular derin boşluklarda gezinir
sonsuzluk yapışır tenine sonra
sınırları incinir tarlaların
yıldızlar gelinciklerde kanar
kıyma!

uyan da dokun bedaliza
dokun ki dokunulmayan hiçliktir
acı çeker zaman katılaşırsa eğer
ses ver – ses kendinden önce gelendir
değmezse nemli soluğuyla  yamaçlara
toprağın canı çekilir

hadi bedaliza
sabahı bölmeden aç çocuklar
uyan…
                                                 Şener AKSU

26 Ekim 2010 Salı

BENDEN GEÇTİ AŞK

BANA SENİ UNUTTURACAK
BİR YER YOK BU DÜNYADA
DAYANMALIYIM YAŞAMALIYIM
SENDEN KALANLARLA
SENLE BAŞLADI SENİNLE BİTTİ
GÖÇMEN KUŞLAR GİBİ
Bİ VAKİTLİKTİ
BENDEN GEÇTİ AŞK
BANA SENİ UNUTTURACAK
BİR YER YOK BU DÜNYADA
DAYANMALIYIM YAŞAMALIYIM
SENDEN KALANLARLA
SENLE BAŞLADI SENİNLE BİTTİ
GÖÇMEN KUŞLAR GİBİ
Bİ VAKİTLİKTİ
BENDEN GEÇTİ AŞK
GÜNDÜ AĞARDI GECEYDİ KARARDI
AÇTI KAPIYI KENDİ KAPATTI
BENDEN GEÇTİ AŞK
BENDEN GEÇTİ AŞK
TESADÜFLER HİKAYESİ BULDUĞUM GİBİ
KAYBETTİM SENİ...
SENLE BAŞLADI SENİNLE BİTTİ
GÖÇMEN KUŞLAR GİBİ Bİ VAKİTLİKTİ
BENDEN GEÇTİ AŞK...
GÖKSEL BENDEN GEÇTİ AŞK ( şarkısının sözleri)

23 Ekim 2010 Cumartesi

Jonny Deep KRİZİ mi, Çikolata KRİZİ mi?

                   Uzun zamandır "Aylardan Şubat" a müzikler eklemeği düşünüyorum. Fakat bunu bir türlü icraata geçiremedim. "Ne yapayım ben de sevdiğim şarkıların sözlerini koyarım bloguma" diyorum bazen. İşte son günlerde favorim olan şarkı.
...
Yüzündeki çizgilerinle saçındaki beyazlarla              
Benim için eskisinden daha güzelsin
Bırak varsın geçsin yıllar
Bitsin artık bu korkular
Her yaşın ayrı bir güzelliği var

Duygular vardır duygularla beslenen
Belki yaşadık biz çok erken
Bir dönem gelir ömür boyu özlenen
Her anı canım seninle geçen
"Desem ki vakitlerden bir nisan akşamıdır" ve ben Jonny Deep' e doğru koşuyorum :) Derler ki çok kilo almış( bana ne),derler ki çok içiyormuş( size ne) ve diyorum ki;
                                                   Yüzündeki çizgilerinle saçındaki beyazlarla              
                                                   Benim için eskisinden daha güzelsin
Sonra emin adımlarla gidiyorum mutfağa ve bir sade kahve yapıyorum kendime. Dolaptaki mini arşivime bakıyorum ve "Çikolata" yı alıyorum elime. DVD ye koyuyorum bu şahane filmi. Kapkaranlık ve kimsesiz salondaki  koltuğa kuruluyorum ve kendimi bırakıyorum filmin büyüsüne. Ona diyorum ki" Jonny, ne olursa olsun favorim kalacaksın".

KİMİ SEVSEM SENSİN

kimi sevsem sensin / hayret
sevgi hepsini nasıl değiştiriyor
gözleri maviyken yaprak yeşili
senin sesinle konuşuyor elbet
yarım bakışları o kadar tehlikeli
senin sigaranı senin gibi içiyor
kimi sevsem sensin / hayret
senden nedense vazgeçilemiyor
...
                   ATTİLA İLHAN

22 Ekim 2010 Cuma

Şah ve Sultan



ŞAH  ve SULTAN
------------------
Bu bab İskender Pala' nın son romanı Şah ve Sultan' ı okuduğumun beyanıdır.
-----------------------------
                      Şah ve Sultan kitabını okumaya başladım. Şah İsmail  ve Yavuz Sultan Selim'in yaşamlarını şiirsel  bir dille anlatmış yazarımız. Aşk ve savaş kadar; bir yanda, teslimiyet ve bağlılık  da çok güzel işlenmiş. 15.yüzyıl Anadolu masalı gibi herşey. İskender Pala' nın anlatımı aslında beni büyüleyen. O kadar bilgece ki cümleleri hayranlık uyandırıyor. Erbabının kaleminden çıktığı su götürmez bir gerçek. Okuduğum son üç kitabın ağırlıklı konusu aşk olunca satırlardan sızan muhabbeti içimde hissediyor gibiyim. "Nefes aldığın her saniye sevgiye yürü babacığım, sevgiye yürü, taki hakikate eresin."... "Bütün inançların temeli sevgidir. Her kim bir şey veya kimseyi severse ona inanmış, boyun eğmiş, kulluk etmiş olur. Kulluk sevginin yedi derecesinden biridir ki ilk adımda dostluk başlatır. Bu dereceler ezeli "ilgi"den  doğar, ilgiyi"sevgi" takip eder. Sonra "tutku","aşk","şevk" ve "kulluk" diye devam edip ebedi "dostluk"ta nihayet bulur... "Hayat ancak sevgi ile tatlıdır ve sevgilisiz dünyada hayat sürmek beyhudedir"...
                   Ne buyursan şeha ferman senindür
                   Yolunda can u baş ferman senündür
                                                               Hıtayi

21 Ekim 2010 Perşembe

Rapunzel Geliyor


                          Aralık ayına daha çok var. İzlemezsem ölürüm. Yeni bir Rapunzel  animasyon filmi geliyor sinemalara. Jeneriğini çok sevdim. Bu gece sinemaya gittik çocuklarla. Sammy' nin Maceraları'nı izledik." Ozan Güven seslendirmesiyle" sürekli bu gündeme getiriliyor. Kaplumbağayı  falan seslendiriyor, kediyi filan seslendiriyor. Kesinlikle seslendirme çok önemli, hak veriyorum ve biliyorum işin tabi ki reklam kısmı olacak. Hoştu gerçekten bol bol okyanus dibi seyrettik. Şunu da anladım ama Avatar efsanesinden sonra hiçbir üç boyutlu film kesmiyor artık beni.
             Rapunzel masalını  sık sık anlatmışımdır öğrencilerime. Biraz acıklıdır ve çok da eğlenceli değildir ama ama ne yapalım  ki romantik bir masaldır. O zaman ne yapılacak bu masal her yeni gelen kuşağa anlatılacak. İnsan öğretmenini seviyorsa onun sevdiği masalları da sevmeli değil mi? Şaka şaka canım. Yok vallahi kimseye bir baskı yapmıyorum inanın.
             Neyse ben dört gözle bekliyorum aralığı. Rapunzel  prensi esir alıyor sanırım. Prense ise   inanılmaz muzip bir tipleme yapılmış. İşte buldum resmini, bakınız:)

20 Ekim 2010 Çarşamba

LİRİK BİR ŞARKI

     Yağmur dinmiş, dışarıda hafif bir rüzgar başlamıştı. Pencerenin camından söğüt ağacından dökülen yapraklara bakıyordu. Tüm kaldırım ıslak sarı yapraklar ile doluydu. Akşamın bu vaktinde cadde biraz hareketlenmiş, işten çıkmış insanlar ile dolmaya başlamıştı.


    Artık ofisten çıkmalıydı o da. Bütün gün bir iki görüşmeden başka bir şey yapamamış, hazırlaması gereken fiyat listelerini tamamlayamamıştı. Ne yapsam diye düşündü. Arayıp "Gelemeyeceğim" desem mi ? İşlerini bitirmek de istiyordu. Bütün gün aklını toparlayıp da kendini hesaplara verememişti. Aramaktan vazgeçti. "Ayıp olur kıza" diye düşündü. Zaten bir süredir yüzlerce anı ve ortak yaşanmış hazlardan örülü bir mabede sıkışmış kalmışlardı. Birbirini artık iyi tanıyan iki uyumlu insan olarak devam ediyorlardı yola. Kısa sayılamayacak bir zamandır beraberdiler.

    Her zamanki gibi buluşmaya geç kaldı. Derin bir nefes alarak oturdu yanına .Dıştan bakanın gıpta edeceği tipte bir uyumları vardı. İnsanların gözünde "Ne kadar güzel bir çift"tiler . Yemek yerken midesine bir yumruk yemiş gibi oldu bir anda. İçeride gürültü vardı. Bir yığın manalı bakış ve aşına yüz gördü. O bir şeyler anlatıyordu. Birilerine el sallıyor, yanlarına gelenler ile konuşuyordu. O anda durumunun "ofisteki hali" gibi olmaya başladığını fark etti. Orda olmak istemiyordu. Tüm benliği ile başka bir yerde olmak için kıvranıyordu. Yanında olmak, kokusunu duymak istediği bir başkasıydı. Nasıl yapmalıydı , bu bir yalandı, artık söylemeliydi. Durmalı, bu kabusdan uyanmalıydı. Bir şeyler yapmak istedikçe daha az kıpırdıyordu sanki. Ne zaman ve nerede konuşmalıydı. Telefonda mı söylemeliydi, mail mi yazmalıydı, eski usul bir ayrılık mektubu mu yazmalıydı, yüz yüze nasıl söylerdi. Cesareti yoktu. Terlemeye başladı . Onu orda o gece terk etmeliydi , yapamadı.

.................

       Kendini hiç bilmediği bir semtte gitmek üzere bir taksiye binmiş bulduğunda bunun çok doğru bir karar olmadığına emindi aslında.Sakalsız yanakları ve geniş alnı sıcacıktı. Bütün vücudu cızır cızır yanıyordu. Biraz sonra karşılaşacağı kişiyi düşündükçe tarifsiz bir yangın başlıyordu kalbinde. Dışarıda hava gecenin tüm gizemi ile daha da serin bir hal almıştı. Ceketinin içinde büzüldü. Taksinin koltuğuna başını iyice yasladı. Karanlık ve dar sokaklardan geçmeye başladılar, şehrin bu semtlerini hiç bilmiyordu. Aşina olmadığı bir kaç cami, bir iki kafe gördü. Tok ve umursamaz bir sesle "Abi geldik, burası ...................... dedi taksici.

     Taksiden indiğinde cep telefonu sessize aldığını hatırladı . Cevapsız arama yoktu.Bu durum onu hem sevindirdi hem de üzdü.

     Apartmana dıştan bakınca sadece iki dairenin ışığının yandığını gördü. Dördüncü kattı , emindi. İçeriden hafif bir ışık sızıyordu. Otomatiğe mi bassam, telefon mu etsem diye düşünürken kapının aralık olduğunu fark etti. Eliyle alnına düşen saçlarını geriye itti. Allahım dedi ben ne yapıyorum? Neden ben?

     Tam tıklatmak üzereyken yavaşça aralandı kapı. Onu gördü. Çil yavrusu gibi omuzlarına dökülmüş kumral saçları ve bal rengi gözleri ile bir ceylan gibi bakıyordu. Küçük bir çocuktu sanki ve lirik bir şarkı gibiydi. İçeri el ele girdiler ve usulca hiç konuşmadan sımsıkı sarıldılar. Ancak botanik bahçelerinde duyulabilecek kadar karışık bir koku yayıldı genzine. İçi yakan ıtırlı, egzotik ve sarsıcı bu koku oradan da sonsuza kadar silinmemek üzere hafızasına şifrelendi. O geceyi ne zaman hatırlamak isterse önce o kokuyu çağırdı belleğinde. Ya da tam tersine o kokuyu ne zaman hatırlasa o gece geldi tüm gizemi ile taptaze gözlerine...

18 Ekim 2010 Pazartesi

1. SINIF OKUTMAK


                  Öğrencilerin defterlerine baktım bugün yine. Tek tek,  hepsine yıldız attım, küçük notlar düştüm sevinsinler diye. Minik elleri ile nasıl yazmaya çalışıyorlar bir görseniz. "Ne zormuş bu elyazısı canım" diyorlar sanki bazen bakışları ile. Düz bir "e" yapmak varken ne öyle çengelli çengelli. Bazılarının terden avuçları nemleniyor, kimisinin küçücük dilleri dışarıda, of dercesine geriye atıyor kahküllerini minik Yaren.Yine de bırakmıyor yazmayı.
                    "Aferin çocuklar" diyorum onlara "Bu sınıftan ne yazarlar, ne şairler, ne doktorlar, ne mühendisler çıkacak ..." Bakıyorlar biraz şaşırıp. İyi bir şey söylediğimi hissediyorlar sonra. " Sizin  yazınız şahane olacak" diyorum onlara.Gösterdiğim heceyi hemen okuyan bir başkasına "Sen çok hızlı okuyacaksın kitapları" diyorum. Gülümsüyor... O da bana yetiyor.
                    Bazen korkuyorum aslında, ya okuyamazlarsa diye geçiriyorum içimden .  Aaaa diyorum iç sesime, sonra ne olacaklar bak görürsün, büyüsünler seni bile beğenmeyecekler, korkma sen. Kendimi rahatlatıyorum.
                    Gözlerine bakıyorum sonra, nasıl cinler var, nasıl pırıl pırıl  bakıyorlar. "Su mataranı askıya as" diyorum dalgın bir oğlana. "As" diye yankılıyor benim cümlemi .Gülüyor sınıf. "Arkadaşınız çok şakacı değil mi ?"diyorum, durumu toparlamak için.
                   Bazen ciddi durmam gerekiyor sınıfta. Ne yazık ki çok gülersem tepeme çıkıyorlar sonra. O yüzden   iki gülüp bir somurtuyorum arada. Bu arada eski sınıfımdaki bir grup öğrenci öbür binadan kalkıp geliyorlar her tenefüs. Onların da anlatacak ne çok şeyleri var. Branş öğretmenlerinin yaptığı herşeyi anlatmaya çalışıyorlar bana. Sınıfta kim ne demiş, derste kim konuşmuş, disipline kim gitmiş felan...Anlamıyorlar artık benim başka sevgililerim var. Kabullenemiyorlar. "Hadi geldiniz yardım edin bakalım" diyorum. Yeni öğrencilerimin yaptığı resimleri astırıyorum panoya eski öğrencilerime.  Hevesle asıyorlar. Zil çalıyor. Eskiler sınıflarına giderken yenileri gelip "Çok acıktım "diyor düğme burunlu sarı bir oğlan." Ben de, ben de" diyor diğerleri ."Beslenme yapalım mı? "diyorlar. "Hadi yapın bakalım "diyorum gülerek. "Oleyyyyy..." diye bağırıyorlar.                

15 Ekim 2010 Cuma

KAR

   Eğer hala bıraktığım şehirdeysen,
  Dizlerin kar içinde, yürüyor olmalısın.
  Güneşi seven çocuk kalbin üşüyordur.
  Şimdi desem ki "Çok göresim geldi seni"
  Ve desem  ki " Buz tuttu ellerim"
  Ve biliyorum henüz bulunamadı çaresi seni özlemenin...
 
 Kimsenin bilmediği bir kulübe var uzaklarda
 Kahverengi, sarı yapraklar çatısında
 Ordasın sevgilim...
 Boş ve soğuk odada otururken hasretinle kucaklaşıyoruz.
 Genzime tarçın kokusu doluyor.
 Ellerim sarıyor sıcacık ellerini...
 Yeşil, gri ve en çok siyah bakıyorsun
 Birden pencere açılıp yağmur içeri doluyor.
Bir köpek havluyor yakınlarda
Bir ürperti duyuyorum eşyasısız odada
Kapıyı çarpıp çıkıyorum.

Arabanın silecekleri çalışıyor durmadan
Radyoda bir erkek sesi
"Dön bebeğim,dön çaresiz başım..." diyor.
Adını heceliyorum
Bildiğim tüm aşk mısralarını adına ekliyorum...

11 Ekim 2010 Pazartesi

Leyladan geçme faslındayım
Mevlayı bulma yollarında
Leyladan geçme faslındayım
Mevlayı bulma yollarında
Majörler tükendi minörlere yolculuk
Buselik makamına buselik makamına
Aşk için söylenen her söze kandım
Pervane misali ateşe yandım
Gördüğüm her dilber ateştir bana
Mecazi aşka inandım güneşli havalarda
Buselik makamına buselik makamına
Buselik makamına buselik makamına
                                     Mazhar ALANSON

2 Ekim 2010 Cumartesi

              Yüksek ateşle  yatarken, sürekli burnumu çekip, gripten yaşaran gözlerimin buğusu ile,  bir elimde ıhlamur bardağı, bir elimde Ahmet Ümit ' in romanı ,kırgın ve suskun zaman geçiriyorum.
               Biraz kalkıp koltukta okumama devam edeyim diyorum. Evde herkes penyelerle dolaşırken ben kalın hırka , çorap ve polar bir battaniye ile gezinince çok komik  bir görüntü sergiliyorum. Ateşim var ama üşüyorum elimde değil.  Koridordan geçerken bir anda aynaya takılıyor gözüm. Kitabımın sayfalarına  gömülmek üzere koşuyorum içeriye. Ne iyi yapmışım da almışım bu kitabı diyorum, bizim buralara yeni geldi sanırım. Hani ilaç gibi geldi desem ,yalan olmaz.