2 Ekim 2010 Cumartesi

              Yüksek ateşle  yatarken, sürekli burnumu çekip, gripten yaşaran gözlerimin buğusu ile,  bir elimde ıhlamur bardağı, bir elimde Ahmet Ümit ' in romanı ,kırgın ve suskun zaman geçiriyorum.
               Biraz kalkıp koltukta okumama devam edeyim diyorum. Evde herkes penyelerle dolaşırken ben kalın hırka , çorap ve polar bir battaniye ile gezinince çok komik  bir görüntü sergiliyorum. Ateşim var ama üşüyorum elimde değil.  Koridordan geçerken bir anda aynaya takılıyor gözüm. Kitabımın sayfalarına  gömülmek üzere koşuyorum içeriye. Ne iyi yapmışım da almışım bu kitabı diyorum, bizim buralara yeni geldi sanırım. Hani ilaç gibi geldi desem ,yalan olmaz.

7 yorum:

tomrukcan dedi ki...

Efendim, sabancı müzesinde 26 Eylülde sona eren bir sergi vardı. Efsane İstanbul: Bizantion'dan İstanbul'a - Bir Başkentin 8000 Yılı diye. Ben son günlerinde yetişebildim ve gezebildim. Kitabı okuduktan sonra ilaç gibi geldi :))

Bence siz de kitaptan sonra kitapta bahsedilenlerin asıllarını görmek isteyeceksiniz... Duyduğum kadarıyla kitapta geçen yerlerin tek tek gezilerek anlatıldığı tur programları da varmış. Benden söylemesi :)

Aylardan şubat dedi ki...

Merhaba,
Ramazanın son günlerine denk gelen "Bir Başkentin 8000 Yılı " sergisinden haberdarım. Çok yakın bir arkadaşım ısrarla gidelim diye tutturdu, fakat ben çok istediğim halde gidemedim. Arkadaşım hala bana küs:))
Kitapta söz edilen yerlerin bir çoğunu biliyorum. Yirmi sene önce, bir yıl süresince İstanbul'da, kitapta adı geçen semtlerden birine yakın ikametim olmuştu.Halen İstanbul'da yaşayan ve İstanbul'un tarihini çok iyi bilen tanıdığım ile
İstanbul kazan biz kepçe gezmiştik.
Amma şimdi yine gezmek isterdim doğrusu. Kitap ile ilgili mekan turları olduğunu okumuştum basında. Hatta Hayal Kahvem' de yazmıştı sanırım blogunda.Çok teşekkürler ilgilerinize.
Selamlar...

Nessuno dedi ki...

Grip aşısı yaptırmadınız mı ?

Geçmiş olsun !

Sevgiler...

dilek dedi ki...

geçmiş olsun arkadaşım. Diyeceksin ki gerçektende geçti. Peki hapşurduğundan bahsetmemişsin hiç.
ooo...en cok hapsurmak güzeldir nezlede. Bir de ateşli olmanın verdiği o tatlı rehavet.
Biliyormusun. İstanbul eminönü mısır çarşısından enfiye aldırmıştım babama. Hani padişahlar burunlarına çekerlermiş ya. Zihni açar filan ayaklarına aldık. Akçam çek babam çek. oyle olmaz böyle çek. şişe yarılanacak bizde tık yok. Pes edip bıraktık. Yarım saat sonra bir düzinelik hapşuruk nöbetine tutulmayalımmı.
Zihnimiz açılmadı ama hapsuruk sersemliğine uğradığımız kesin.

tomrukcan dedi ki...

İstanbul hatırası'nı bitirdiniz mi? Katili bulabildiniz mi :))

Aylardan şubat dedi ki...

Selam Tomrukcan,
Kitap bitti. Katili kitabın başında iken acaba mı diye bir düşünmüştüm. Gerçekten oymuş. Ben kitaptaki Nevzat tiplemesini çok sevdim. Acıları, zayıf yanları, anılarına bağlılığı ile çok sevimliydi.Hatta film olsa "Uğur Yücel" oynasa diye düşündüm.Ahmet Ümit' in romanın dan uyarlanan "Sis ve Gece" de çok güzeldi.
Selamlar...

tomrukcan dedi ki...

Tebrikler o zaman:))

Televizyonda bir ara dizi olarak vardı Komser Nevzat. Orda Nevzat'ı Altan Erkekli oynuyordu. Bence o da yakışıyordu o role :))
Ali karakterini de Nejat İşler canlandırmıştı. Bence bu da çok güzel uymuştu :))

Selamlar