13 Haziran 2010 Pazar


PARKTAKİ YAPRAK
Bu sabah seninle en son başbaşa kaldığımız parkın önünden geçtim. İnanamadım... Düşündüm de üstünden yaklaşık çeyrek asır mı geçmiş?
O günden bu yana şehrin bu yanına pek yolum düşmemiş anlaşılan. Gelsem bile parkın önünden geçmemeğe gayret mi gösterdim acaba?
Bizim bankımız hala yerinde duruyor oysa. Park şimdi daha bir yeşil sanırım. Aslında mekan ile ilgili fazla bir şey kalmamış bende. Bir kış günü olduğunu hatırlıyorum . Sen bir taksiye binip gelmiştin alelacale. Çok duramam diyordun. Uykusuz ve bitkin gözüküyordun. Bir kaç gündür evden çıkmadığın kesilmemiş sakallarından belliydi. Üzerindeki kabanın rengi ve teninin solgunluğu hala aklımda.
Sen oturuyor ve hep uzakta bir noktaya bakıyordun. Ben ise şaşkın bir daha buluşmamanın ve senden bir yaprak gibi kopmanın nasıl dayanılmaz olacağını düşünüyordum. Aslında biz hiç biz olmamıştık. Sözlere dökülmemiş ne çok sey vardı.
"Seni bana çok gördüler" satırı gibi ben senin şarkında, "Sana olan bu aşkım inan hiç bitmeyecek" mısrası gibi sen benim şarkında öylece kaldık, kaldık, kaldık.

SEN, İSTANBUL ve BEN
Eğer seni düşünmeden geçirdiğim bir gün olsaydı o gün benim nefes almadığım gün olurdu.