10 Haziran 2011 Cuma

Sadece şu an


       Gökyüzünde mavi bulutlar var. Mutfağın camlarını açarak minik oğlumla kahvaltı yapıyoruz. Bu gün pikniğe gidiyor kendileri. Biraz sonra ona kreşin kapısında veda öpücüğü vereceğim. Ergen oğlum ise uyuyor hala. İlk  gençlikte yakalanan bir daha da ele geçirilemeyen uzun sabah uykularının keyfini çıkarıyor. Biraz sonra hazırlanıp yürüyüş yolundan adımlayarak çarşıya kadar yürüyeceğim. Kuş cıvıltıları ve rengarenk çiçekler arasından geçerken belki de onu düşünürüm. Yeni bir dostla kahve içsem iyi olur. Sonra göreve hazırlık için keyifle okula giderim.

31 Mayıs 2011 Salı

SEVGİ

Gidiyorum sevgilim...
Gidiyorum,
Sen rahat et diye,
Buralardan uzaklaşıyorum...
Tüm bensiz yaşanacak yarınları,
Huzuru, dostlukları, rahat döşeği,
Sana bırakıyorum.
Başlangıcı, bilinmeyeni,uzağı
Ben alıyorum.

Gidiyorum sevgilim,
Vedaları sevmem bilirsin,
Hoşçakal demiyorum bu yüzden.
Kızıl saçlarının inişini görmeyeyim,
İnce endamın salınmasın koridorlarda
Adının bir anlamı  da aşk olmasın sakın

Bir şiir kitabı ile birlikte gömüyorum seni,
Şehir kitaplığının rafına armağan ediyorum.
Tüm sözler, fısıltılar, bitsin.
Küçük ellerin silmesin diye göz yaşlarını,
Denize karşı henüz el değmemiş bir toprağa
Bırakıyorum sevgimi.

18 Mayıs 2011 Çarşamba

Herman HESSE

...
Solgun yapraklar vuruyor pencereye,
Kapıyorum gözlerimi ve görüyorum,
Uzaklarda sisli kentte
Dolaşırken seni, narin karacam benim.
                                   Herman HESSE

Hayal kuşu

  Ben masalcı, ben hayal kuşu. Senin bile haberin olmadan seni sevip, seninle ne güzel anılar paylaşıyorum.

17 Nisan 2011 Pazar

ŞİİR



O bankı ne çok aradık. Hani Metin Üstündağ' ın meşhur bankı. Sanırım yerinde yoktu. Yoksa biz başka yerde mi aradık?
 Yine de ümitsizliğe kapılmadık. Biliyorum bir gün bulacağız. Üstüne yazacaklar" Bu bank MET.ÜST.' ün bankı" diye.

 Şebboyları kolaya koklaya   devam ettik yola. Taksim her zamanki gibi insan seli. O sele kapılıp aktık biz de bir süre. Sinemaya geldiğimizde ilk önce SAÇ filmini seyrettik. Sonra hiç nefes almadan koşa koşa bir diğerine girdik.

 Filmin adı "ŞİİR" ise o film seyredilmeli bence.

  İstanbul Film Festivalinin son gününde şiir seven dört kafadar "ŞİİR"  gibi bir filmde buluştuk.

  Birimiz uykusuz ve güzel bir gecenin ertesinde, birimiz dostlarla karşılaşmanın heyecanında, birimiz festivali dolu dolu yaşamanın mutluluğunda, birimiz (ki bu ben) görür görmez vurulduğum kiraz küpelerim kulağımda,  güzel saatler geçirdik.

  Hele ki İstanbul da, hem de göbeğinde tatlı içilen bol köpüklü kahvelerimizle, kitaplardan, sinemadan ve yaşamdan az da olsa dem vururken,  fonda Ajda' nın buğulu sesi ve esen rüzgar...
  Teşekkürler Hayal Kahvem, Momentos ve Nessuno...
  Teşekkürler hayat, bize her an değişik güzellikler yaşattığın için.

15 Nisan 2011 Cuma

Doğum Günün


Açık bırak pencereni
Örtme perdeyi bu gece
Sana yazdım bu şarkıyı
Sana yaptım bu besteyi
...
 "Anne sen en çok hangi şarkıyı seviyorsun?"
 Hiç başını kaldırmadan dedi ki:
"Açık bırak pencereni
Örtme perdeyi bu gece..."
"O da ne öyle "dedim, on dört yaşın en şen sesiyle.İkimizde gülümsedik sonra. "Eski bir şarkıdır "dedi.
...
Ilık esen bir rüzgar tülü havalandırıyorken gençliğini gördüm bir anda. Siyah beyaz bir film gibiydi gençliği. Ondüle yapılmış saçları, kısa kollu bluzü , siyah pileli eteği ile bahçeli evin en ışıklı odasında, tek kişilik bir koltuğa oturmuş. Siyah gözlerinde mühürlü bir hüzün ve  kalkık burnu ile herşeye kafa tutar gibi mağrur. Bir fotoğraf çektirmek için poz veriyor. Üniversiteli nışanlısına postalanacak bu resim ihtimaldir.
...
Sen diyorum yirmi yaşın en asi sesiyle "Beni her ailesini beğendiğine vermeye kalkıyorsun. Evlenmiycem işte..." Siyah döpiyesinin üzerine yakası kürklü pelerinini giyiyor. Kapıyı tutan elinde iki
pırlanta yüzük. Dışarı çıkıyor, gezmeye gidiyor. Çıkarken "Ben senin iyiliğin için söylüyorum" diyor.
...
Şarap rengi kadife bir elbise giyiyor. Kalabalık salonun içinde hemen farkediliyor. Siyah dantelden bir eşarp var başında. Siyah kocaman güller başında dans ediyor. Konuştukça kuş cıvıltısı gibi kahkahaları. Komik bir şey anlatıyor. Herkes mutlu.
...
Yatağın içinde, küçücük çocuk gözleri ile bakıyor. Kalkamıyor, yürüyemiyor, yemeğini kendisi yiyemiyor. " Ben, gidiyorum." diyor. Anlamazlığa veriyoruz. "Canım hepimiz gideceğiz. Acelen ne" felan gibi lafı kıvırmaya çalışıyoruz. "Yok yok bu gidiş başka" diyor.
...
Gitti tam beş sene oldu. Yaşasaydı bu gün yetmiş yaşına basacaktı. Siyah uzun ipek elbiseler giyip, inci küpeler takacaktı. Tatlı, sevimli bir ihtiyar olup torunlarına hikayeler anlatacaktı...

NOT: Yukarıdaki resim http://dostca99.blogspot.com/ dan alınmıştır.

1 Nisan 2011 Cuma

KUTLAMA

Memleketime çoktan bahar gelmiştir
Başakları şimdiden göğe ermiştir
Dağlarını gelincik basmıştır
Yer, gök ve yürek çiçek açmıştır

Kirazlar olmadan tez vakitte
Asmanın sürgün veren dallarında
Nergisin, zerenin taç yapraklarında
Seninle baharı kutlamaya geliyorum

Başımı omzuna yaslamaya
Hayata yeniden başlamaya
Bağında, bahçende, pınarlarında
İçimi yıkamaya geliyorum

29 Mart 2011 Salı

UNUT BENİ


Unut Beni
Unut beni unut arama
Sakla bu mendili sakla
Sakla bu mendili bu mendili sakla
Sende kalsın anarsan bir gün eğer
Akarsa gözlerindeki yaşı silersin
Unut beni unut arama
Sakla bu mendili sakla
Sende kalsın kimin verdiğini soran olursa
Gözleri yaşlı dudakları titrek
Bir hayalden arda kalan hatıra dersin
Unut beni unut arama
Sakla bu mendili sakla
Sende kalsın çünkü sen benim
Sonbaharımda baharsın

22 Mart 2011 Salı

Kayıp Yazı

     
 Sen geldin yine bu gün aklıma. İki satır bir şeyler karaladım  kağıda. Sonra onu güzelce katlayıp bir yerlere sakladım kimseler görmesin diye. Şimdi bulamıyorum...
 Dağılmışım bu günlerde. Özlemişim seni sonra. Sen bilmemişsin, kimse bilmemiş. Ben bile bilmiyecektim  bunu eğer ki, bir kitabın arasından elime düşmeseydi, yıllar önce çekilmiş resmimiz. Gülümsüyorsun orda, nasılda içten, nasılda sıcak. Sanki konuşuyor gözlerin. Resmimize bakıp diyorum ki:
"Eğer bir insanın rüyalarına girmesini istemiyorsan, ne yapmalısın?"
"Kimmiş o?" diyorsun kaşlarını biraz çatarak.
"Sen..." diyorum.
"Ciddi misin, kırılırım ama?" diyorsun.
"Kırılma."diyorum.
Resmin kenarından gri dumanlar çıkıyor. Kağıt yavaşça bükülüyor," s "çizer gibi. Dayanılmaz bir pişmanlıkla suya doğru koşuyorum elimde bir kenarı hızla yanan resimle. Son anda kurtarıyorum bir parçayı. Resimde gözlerinden başka bir şey yok artık.

10 Mart 2011 Perşembe

Okul ve Yalnızlık


Okulun penceresinden dışarı bakıyorum. Çıplak kollarını  yukarı uzatmış yalnız ağaç ile bakışıyoruz. Mart rüzgarında şemsiyeli ve koşuşturan insanları seyrediyoruz. Bir yerlerde zil çalıyor...

11 Ocak 2011 Salı

Elmaları Boyamanın Keyfindeyim

  Çok mutluyum ...
  Her gün elma boyuyorum büyük bir keyifle.
  Minik öğrencilerim mısır patlakları gibi patlayıp, pıtır pıtır okumaya başladılar.  Ben de de bir keyif bir keyif sormayın. Göğsüm bir kabarıyor, bir kabarıyor anlatamam. Elmalar var ya ağacımızda önce pembecik oldular gittikçe de kızarıyorlar.. Değdi işte her şeye.Sızlayan ayak tabanlarımı, yorgun zihnimi unutuyorum hemen.Onlar da çok seviniyorlar elmaları boyandıkça. Hep birlikte mutluyuz  ne güzel.

1 Ocak 2011 Cumartesi

İLK YAZI


    TV' de en sevdiğim iki program  var. Nerede, ne zaman ratlarsam tüm işlerimi bırakıp  onları seyerederim. Biri şirin ve güzel Gülhan Şen' in sunduğu TV8' deki  "Galaksi Rehberi", diğeri ise İZ TV' de Ayhan Sicimoğlu' nun RENKLER programları.
    Yeni  yılın ilk kahvaltısını yaptıktan  sonra, henüz pofidik terlilerim ayağımda, sıcacık çayımdan bir yudum alıp klavyeye parmaklarımı değdirince aklıma Gülhanlı ve Sicimoğlulu  bir yazı yazmak geldi. Daha kendime gelememiş olmama rağmen yeni  yılın ilk yazısı biraz dağınık bir yazı oldu aynen şu an ki ben gibi.