20 Ağustos 2010 Cuma

                                             
                                                           BÖRTÜ BÖCEK

           Yazın tüm sıcaklığını gösterdiği şu günlerde ben yazlıktayım. Bir ayağım sürekli bahçede. Ha babam çiçek ve böcek ile haşır neşirim. Bu akşam çamaşırları toplarken bir şarkı mırıldanıyordum ormana bakan bahçede. Kulağımın üstünde büyükçe bir böcek hissettim birden. Uçup gelip sağ kulağımı tamamına yerleşti. Büyük olasılıkla  yeşil dev çekirgelerden biriydi. Tüm çabamla çığlık çığlık ondan kurtulmaya çalıştım. Koşarak eve gelip oğluma saçlarımda bir şey var mı? diye bakmasını istedim." Yok anne inan yok, yok "demesi içimi rahatlattı. Biraz sonra huylandım, çamaşırları koltuğa bırakıp doğru saçlarımı yıkamaya koştum.
          Aslında alıştım envayi  çeşit haşerata burada. Geçen gün tam terliklerimi  ayağıma geçireceğim o da ne? Bir kurbağa gelmiş ziyaretimize. Yavru mu yavru nasıl şirin.  Tabi hemen evin erkekleri devrede. Ömrümde görmediğim yaban arıları, tip tip örümcekler ve kelebekler...     
          İzcilik kamplarında  alışmışım hepimiz çadırda uyurduk. (Şimdilerde  sıklıkla barakalarda izcilik yapılıyor.) Ben böylesinden hiç keyif almayacağıma eminim. İzcilik biraz çileli olmalı bence. Yoksa ne anlamı var evde kalır gibi olur herşey. Konfor olmamalı fazla. Doğa ile daha fazla bütünleşilmeli.  Misal gece soğuk olur en kalın polar kazağınızı giyip, uyku tulumunun içinde bir tek yüzünüz gözükecek şekilde yatarsınız. Kulaklarınıza peçete tıkayıp, kulak böceklerinden korunmaya çalışırsınız; sabah olunca güneş çadırın tavanından yüzünüze vurur, gözlerinizde güneşi hissederek uyanırsınız. Terlemişsinizdir. Çadır ister istemez ısı farkından çiğ yapar yüzünüzde  damlalar gezer. Sıcak su yoktur, duş muş bir hayal. Hemen üstünüzdeki kalın kıyafetlerden kurtulup rahatlamak istersiniz. Gece üç- beş nöbetinde değilseniz yine de biraz uykunuzu almışsınızdır. Kahvaltıda kuyruk vardır. Kocaman kupanızla çay kalsında içebileyim diyerek  mahmur gözlerle liderinizi ararsınız. O çoktan kalkmış, dirilmiş, zıpkın gibidir maşallah. "Günaydın liderim" dersiniz. "Günaydın sabah teftişi için çadırın hazır mı?" diye bir soru patlatır. İşte bittiğiniz andır. " Gece çadırıma su girdi, matım kaydı, uyuyamadım, nöbetim vardı ,fularım çalındı, sabah botlarımı kaybettim" diyemezsiniz. Yutkunursunuz, gömleğinizi düzeltmeye çalışıp , oba arkadaşlarınızın yanına fırlarsınız.
    Ne güzel günlerdi.,ne güzel. Mutlaka  şakalar yapılır, yeni bir oyun öğrenilir, yeni arkadaşlar edinilir, unutulmaz anılar ile eve dönülürdü.
   Dağlarda kaldım, orman kamplarında sabahladım, tepe ve düzlüklerde kilometrelerce yürüdüm, gece yarıları mağaralara girdim, dere kenarlarında karanlıklarda kamp yaptım, sahilde çadırda kaldım ama buradaki haşerat ile bağlantım kadar başka  yerde  hiç rabıta kuramadım.
    Şu anda  balkonda ben bu yazıyı yazarken, masanın  ucunda işaret parmağım kadar bir çekirge, yeşil mi yeşil  antenlerini  sallıyarak  beni izliyor. İşte şimdi de çakal sesleri geliyor. "Hadi canım "demeyin... Sitenin arkası orman ama tel örgüler var çok şükür yoksa içeri girecekler.
    İşte böyle bizim buralardan haberler. Bir de diyorsunuz ki yazmıyorsun. Ne yazayım? Herkesle " Merhaba Dinçer amca, Nasılsınız Ömür Hanım" muhabbeti .Ne romantizim kalıyor, ne bişey. Sadece börtü böcek ve her gün biraz daha kararan iki yaramaz çocuğum  ve ben, bir de enfes bir deniz.                      

8 yorum:

vildan dedi ki...

Demek yazlıkta izcilik günleriniz geldi aklınıza öyle mi? Sizin bu yazınızı okuyunca bilin bakalım benim aklıma ne geldi? Hani siz Zagor okumak istiyordunuz ya.. Hemen başlamalısınız bence Zagor okumaya.. Sonra birlikte kamp yapmalıyız sonbaharda.. Gece kamp ateşi yakmayı, kamp ateşi üzerinde yemek ve kahve yapmayı şahane becerirsiniz siz.. Hey! Aylardan Şubat.. Siz bunları yaparken ben de bağlamamı çalsam mesela.. Birlikte türkü söylesek.. "Şu Metris'in önü bir uzun alan.. Bir tek seni sevdim gerisi yalan." Bu türküyü bir kaç kez söyleyebiliriz gece boyunca.. Neden hep aynı türkü mü? Başka türkü çalmayı bilmiyorum da bağlamayla.. Off! Efkarlansak da barış çubuklarımızı tüttürsek sonra.. Dumanını üflesek gökyüzünde yalnız gezen yıldızlara.. Off! Ben keseyim bu hayali burada.. Çok özlemişim yazınızı A.Ş.. Yüreğinize sağlık.. Daha sık yazın olur mu? Sanal arkadaşlarınıza arada acıyın artık.. Müsaadenizle börtü böcek ve çocuk meselelerinize girmeyeyim artık:)Sevgiler.

Aylardan şubat dedi ki...

Kampta yemek felan yapamayız.Kesinlikle sucuk ekmek yemeliyiz. Sonra közde patates pişiririz,bir de mısır... Hımm enfes olur inanın. Bir de bizim yanımıza biraz un verirlerdi ekmek yapalım diye. Yok ekmeği hazır alırız. Kamuflazları çıkaralım bazanın altından. Bir de catlerı uyandıralım . Yaz sıcağında nasıl giyerdik değil mi?

vildan dedi ki...

Heyy! Sucuk ekmek mi? Evet.. Daha önce neden aklıma gelmedi? Közde patates ve mısır.. Oyy! Şahane olur gerçekten.. Merak etmeyin ekmek getiririm ben.. Sizin çadır ortada mı? Mat ve uyku tulumları nerelerde acaba? Aylardan Şubat ben çok iştahlandım bu kamp işine..
Yapalım mı gerçekten.. Hayatın gelmişine geçmişineeee diyerekten, aynı iskeleden denize atlarmış gibi.. Kamp ateşi etrafında ve yıldızların altında gelmişten geçmişten söz etmek.. Şarkı.. Türkü söylemek.. Off ya! Hayali bile güzel valla.. Sağolun Aylardan Şubat.. Keyiflendirdiniz beni.. Midemin ağrısı biraz geçti mi ne? Teşekkürler...

Nessuno dedi ki...

Çakal sesleri, Ağva civarında ıssız bir koyda bir gece bir arkadaşımla uyku tulumlarımızda yatarken duyduğumuz kurt seslerini hatırlattı, biz onların kurt olduğunu düşünmüştük bir şehir insanı olarak, şimdi aklımda acaba çakal olabilirler miydi diye geçti ve doğanın sesine pek de aşina olmadığım, şehire ne kadar tıkıldığımı düşündüm... Yazınızı sevdim, doğanın sesini ve kokusunu duyurdu...Sevgiler...

vildan dedi ki...

Nessuno haklı Aylardan Şubat.. Bu yazınız Sait Faik misali doğaya döndürdü yüzümüzü.. Ormanı, yeşili hatırlattı.. Kamp yapma isteği uyandırdı.. Sevdim ben de çok bu yazınızı.. Diğer yazılarınız gibi.. Fazla arayı açmayın olur mu?
Yazın lütfen gene.. Doğadan.. Geçmiş zaman sevdalarından haberler verin bize:)) Sevgiler..

tomrukcan dedi ki...

Efendim, Sevgili Vildan "Sonra birlikte kamp yapmalıyız sonbaharda" deyince, birden gene üzerime alındım. Bu sonbahar, hangi sonbahardır acaba? :))

Yazınızı okurken ben de kamp yaptığım zamanlara gittim. Kocaman çantalarımız ile o yolları, o yokuşları nasıl çıkardık hala anlayamıyorum. Hele bizim çatlak bi OYNAKBEYİ'miz vardı. Kesinlikle hazır gıdalar yedirmezdi. Tonbalığı konservesi, bisküvi, çikolata vb. bunlar zinhar yasaktı... Eğer yakalarsa alıp yardan aşağıya atardı :))

Tekrar o günlere döndük sayenizde... Her zamanki gibi akıcı ve sürükleyici bir yazı olmuş. Ellerinize sağlık.... Ve fekat biz sizin "eylül" yazılırınızı da özledik :)

Selamlar, sevgiler...

Aylardan şubat dedi ki...

Meraba Tomrukcan,
Dönmenize sevindim. Gerçekten komiksiniz. Blogunuz ile tam bir bütünlük sağladığınız anlaşılıyor;çünkü nerede sonbahar geçse üstünüze alınıyorsunuz. Unutmayın ben ve H.Kahvem' de sizin kadar bu mevsimi sevenlerdeniz. Umarım bu küçük hatırlatmama kırılmadınız.
Demek bir zamanlar sizde izcilik yaptınız. Yoksa üniversitede dağcı mıydınız?
Sevgili Kemal Sunal' ın Hababam Sınıfın' da gösterilen izcilik ile gerçek izciliğin hiçbir alakası yoktur.Ne yazık uzun zaman insanların hafızasında izcilik ordaki görüntüler ile özdeşleştirildi.
Özellikle İzcilik federasyonu lider ve izcileri bu konuda bir numaradırlar. Sevgilerimle...

tomrukcan dedi ki...

üzerime alınmayacağım tamam :))) Ama sizde arada bir diğer mevsimlerin de adının geçtiği aktiviteler yapmalısınız bence :)) Tüm faaliyetler Sonbahar'da yapılıyor baksanıza :)))

Üniversitede iken evet, bir süre dağcılık aktivitelerine katıldım.
Ama başıma neler geldi neler, bir ara anlatırım belki :)))

Sonra ayrılıp, benim gibi tembellerin olduğu KOALA Trekking ekibini kurduk. En uzun mesafe aktiviteleri, minibüsten yayla evine kadar olan mesafe idi. yani yaklaşık 5 metre kadar :)) Aşırı beslenmekten bir çoğu şekil değişikliğine uğradılar... :))

Selamlar