10 Haziran 2010 Perşembe

Eylül

Eylül sarışın sevgilim benim... Saçlarını savurarak ağır ağır rüzgarla dans eden.
Sıcaklığı hala tenimde gezinen, çok özleyeceğimi bildiğim hasretim.Ah Eylül! Sende nelerim gizlidir benim bir bilsen. Seni düşününce ilkokulun susamları yerlere saçılmış, simit satılan kantini gelir aklıma bir anda. Turuncu çantalı, saçları iki örgü, beyaz dantel yakası kolalı, siyah önlüğü ve kırmızı kurdelesi ile yedi yaşım yürür Ulugazi ye doğru. Her Eylül, İzmit'in her bir taşı anılarla dolu kaldırımlarında yürürken hep çınarlardan dökülen yapraklardadır gözüm. Yıllar önce saçlarına düşen Eylül yaprağını bir el uzanıp almıştı sevda dolu. O sarı çınar yaprağı kaç yıl durdu Türk Dil Kurumu sözlüğünün arasında."Eylül'de Gel" demişti Alpay şarkısında. Ben de her Eylül o gelmeyeni bekledim yıllarca. Sonra başka bir Eylül'de beklemekten vazgeçtim galiba. Sarı, asi, sıcak otuz üç Eylül geçti hayatımdan... Her Eylülde okullara koşturdum, bu Eylülde evdeyim. Sarı, minik, tatlı bir bebek var şimdi kucağımda. O elindeki çıngırağını sallayıp, bilgisayarda yazı yazan annesine bakarken , ben yaşamayı umduğum diğer Eylüllere göz kırpıyorum ve pencereden içeri dolan ılık Eylül rüzgarı gülümserken kahvemi yudumluyorum.

5 yorum:

tomrukcan dedi ki...

Herkes gibi bende anlatan ile anlatılanı doğal olarak birbirine karıştırırım. Bu öykü gerçek mi diye sormak değil elbette amacım... Ama bilirim ki bu kadar sözcük bir araya kolay gelmez... vardır bir karşılığı başka bir uzamda diye düşünürüm...

bir solukta okunan bir öykü... ilk cümlesini okuduktan sonra sonuna kadar okumadan bırakamaz insan... su gibi akıyor sözcükler... Bu öykünüz John Fante tadında bir keyif veriyor... Kısa, net ve vurucu cümleler... keyifle okudum...
Ellerinize sağlık...

(bu blog'un ilk yorumunu da ben yazmış oldum sanırım:))))

Aylardan şubat dedi ki...

Yazılarını sabırsızlıkla beklediğim birinden yorum almak ne güzel.İlkgözağrısı olduğunuz için de teşekkürler.
Yazıya gelince 2007 yılına aittir.Kurgu değil yaşamın kendisidir. Evde geçirdiğim en "sarı ve sıcak" eylüllerden biriydi. Her eylül inanılmaz duygusal olurum.Bu da o günlerden birine aitti.
John Fante? Tanımıyorum. Hemen şimdi Google' a başvurucam.
Hoşça kalın.

tomrukcan dedi ki...

aman efendim, iyi ki size "bu gerçek mi? gerçekten oldu mu, şurasını anlamadım? bu adamın ismi neden böyle" diye soran birileri yok :))

John Fante 'nin "Toza Sor" (Ask the Dust) kitabı bir içim sudur... Filmini de yaptılar. Salma Hayek, Colin Farrel oynuyordu. Filmi izlememişseniz, önce kitabını okumanızı önermek isterim naçizane... Kitabın da baskısı bitmişti. Çok zor bulunuyordu... Umarım ulaşabilirsiniz... Eğer bulamazsanız bana haber verin lütfen... Bir hokus pokus yapabilirim belki... :))

Aylardan şubat dedi ki...

"Aşka Sor" filminden söz ediyor olmalısınız.Eğer bizim sokağımızki dvd' ciyi tanısaydınız benim bu filmi seyrettiğimi kolayca söylerdi.
"Aylardan Şubat hanım, tam size göre bir film geldi.Ağlamazsanız para yok derdi."

tomrukcan dedi ki...

ah! evet, bizim sinemacıların filmlerin ismini tercüme ederken içine mutlaka bir "aşk" kelimesi eklediklerini hatırlamam gerekirdi. Bire bir tercümesi "Toza Sor" iken, bizimkiler onu "Aşka Sor" yapmışlar... Bir benzerini de "Pride & Prejudice" filminde hatırlıyorum. "Gurur ve Önyargı" olarak tercüme edilebilecekken "Aşk ve Gurur" olarak sinemalarda oynamıştı. O filmi de çok severek izlemiştim, arada bir aklıma geldikçe tekrar izlerim.

Sizin DVD'ciyi de merak ettim şimdi :)) Ağlatmazsa para yok demek :))

Selamlar....